Osman Hamdi Bey Kimdir? Türk Arkeolojisi ve Müzeciliğinin Kurucusu

Türk arkeolojisinin kurucusu Osman Hamdi Bey’in hayatı, İskender Lahdi keşfi, müzecilik devrimi ve Kaplumbağa Terbiyecisi eserine dair detaylı biyografisi.

Google News Google News Flipboard Flipboard Sesli oku Yazıyı beğen Favorilere Ekle 0 Yorumlar
Daha fazla

Osman Hamdi Bey: Türk Arkeolojisinin ve Müzeciliğinin Kurucu Babası

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, Batı’nın oryantalist bakış açısına karşı Doğu’nun kendi hikayesini yazmasını sağlayan bir entelektüel düşünün. Hem elinde fırçasıyla dünya çapında bir ressam hem de toprağı kazarak tarihin seyrini değiştiren öncü bir arkeologOsman Hamdi Bey (1842-1910), yalnızca Türkiye’de değil, dünya çapında müzecilik ve arkeoloji biliminin en önemli figürlerinden biridir.

Eğer bugün Anadolu’nun ve Orta Doğu’nun paha biçilemez tarihi eserleri yurt dışına kaçırılmak yerine kendi topraklarında, İstanbul’da sergileniyorsa, bu büyük ölçüde onun vizyoner politikaları ve bitmek tükenmek bilmeyen mücadelesi sayesindedir.

Sayda (Lübnan) kazılarında Osman Hamdi Bey tarafından bulunan İskender Lahdi. Kaynak: MARTIN BERTRAND / Hans Lucas/AFP via Getty Images

Sayda (Lübnan) kazılarında Osman Hamdi Bey tarafından bulunan İskender Lahdi. Kaynak: MARTIN BERTRAND / Hans Lucas/AFP via Getty Images

Paris Yılları ve Sanatın İzinde İlk Adımlar

Osman Hamdi Bey, Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu olarak dünyaya geldi. Dönemin pek çok elit Osmanlı genci gibi, 1860 yılında hukuk eğitimi alması için Paris’e gönderildi. Ancak onun kalbi adliyelerde değil, sanat atölyelerindeydi. Hukuk eğitimini yarıda bırakarak Jean-Léon Gérôme ve Gustave Boulanger gibi dönemin ünlü oryantalist ressamlarının atölyelerine katıldı.

Paris’te geçirdiği 12 yıl, onun hem sanatsal vizyonunu hem de Batı’nın kültürel mirasa nasıl sahip çıktığını gözlemlemesini sağladı. Bu eğitim, ileride kendi topraklarındaki tarihi eserleri koruma güdüsünün temelini atacaktı.

Arkeoloji Sahasına İnişi: Nemrut Dağı ve Sayda Kazıları

Türkiye arkeolojisi dendiğinde akla gelen ilk büyük atılımlar Osman Hamdi Bey’in şahsi gayretleriyle başlamıştır. 1883 yılında, Kommagene Krallığı’nın gizemli kalıntılarını barındıran Nemrut Dağı’nda heykeltıraş Osgan Efendi ile birlikte ilk sistemli Osmanlı kazılarından birini gerçekleştirdi.

Ancak onu dünya arkeoloji literatürüne altın harflerle yazdıran asıl olay, 1887-1888 yılları arasında Lübnan’daki Sayda (Sidon) Kral Mezarlığı kazılarıdır. Bu kazılarda, antik dünyanın en büyük keşiflerinden biri sayılan ve bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin başyapıtı olan İskender Lahdi‘ni (Alexander Sarcophagus) ve Ağlayan Kadınlar Lahdi’ni gün yüzüne çıkardı. Bu eşsiz eserlerin tonlarca ağırlığına rağmen gemilerle İstanbul’a hasarsız bir şekilde getirilmesi, o dönemin şartlarında inanılmaz bir lojistik ve mühendislik başarısıdır.

Kurumsallaşma Dönemi: İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Sanayi-i Nefise Mektebi

Eserleri bulmak işin sadece bir boyutuydu; asıl mesele onları nerede ve nasıl sergileyeceğinizdi. 1881 yılında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürlüğüne atanan Osman Hamdi Bey, Sayda’dan getirdiği devasa lahitleri sergilemek için yeni bir binaya ihtiyaç duydu.

Fransız mimar Alexandre Vallaury’ye bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak bildiğimiz o muazzam neoklasik binayı inşa ettirdi. Bu yapı, dünyada başından itibaren “müze” olarak tasarlanıp inşa edilen nadir binalardan biridir. Aynı zamanda, Türkiye’nin ilk güzel sanatlar akademisi olan Sanayi-i Nefise Mektebi’ni (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) kurarak ülkenin kendi sanatçılarını ve sanat tarihçilerini yetiştirmesinin önünü açtı.

Asar-ı Atika Nizamnamesi: Kültürel Mirasın Korunması

Osman Hamdi Bey’in bilim dünyasına bıraktığı en kalıcı hukuki miras, 1884 yılında yürürlüğe girmesini sağladığı Asar-ı Atika Nizamnamesi‘dir (Eski Eserler Kanunu).

Bu yasadan önce, Osmanlı topraklarında kazı yapan yabancı arkeologlar buldukları eserlerin büyük bir kısmını ülkelerine (British Museum, Louvre veya Pergamon Müzesi gibi kurumlara) götürebiliyordu. Osman Hamdi Bey bu yeni yasa ile, Osmanlı topraklarında bulunan her türlü tarihi eserin devletin malı olduğunu ve yurtdışına çıkarılmasının kesinlikle yasaklandığını ilan etti. Bu radikal hamle, Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasındaki kültürel yağmayı hukuki bir bariyerle durdurdu.

Fırçanın Ucundaki Doğu: “Kaplumbağa Terbiyecisi” ve Oryantalizm

Arkeoloji ve müzecilikte devrim yaparken fırçasını asla elinden bırakmadı. En bilinen eseri olan Kaplumbağa Terbiyecisi (1906), genellikle Osman Hamdi Bey’in kendi modernleşme çabalarının alegorik bir dışavurumu olarak yorumlanır. Elinde neyiyle yavaş ve inatçı kaplumbağaları terbiye etmeye çalışan derviş figürü, aslında Batılılaşmaya ve yeniliğe direnen bir toplumu sanatla, kültürle ve sabırla eğitmeye çalışan Osman Hamdi Bey’in ta kendisidir.

Batılı oryantalistlerin aksine, Doğu’yu tembel, vahşi veya sadece egzotik bir dekor olarak değil; okuyan, düşünen ve felsefe yapan, kendi ayakları üzerinde duran gerçekçi bir medeniyet olarak resmetti.

Kaplumbag a terbiyecisi 4

Osman Hamdi Bey’in 1906 tarihli ünlü eseri Kaplumbağa Terbiyecisi. Kırmızı kaftan giymiş yaşlı bir derviş, elinde ney ve sırtında nakkare ile eski bir odada yavaşça ilerleyen kaplumbağaları izlerken tasvir edilmiştir. Eser, sabır, değişim ve toplumsal dönüşüm üzerine sembolik anlamlar taşıyan Türk resim sanatının en önemli tablolarından biridir.

mimozali kadin

Mimozalı Kadın (1906): Elinde mimoza çiçekleri taşıyan zarif bir kadını konu alan tablo.

Osman Hamdi Bey’in Hayatında Kritik Kilometre Taşları

  • Paris Eğitimi
1860 – 1869

Hukuk eğitimi için Paris’e gitti ancak Gérôme ve Boulanger’nin atölyelerinde resim eğitimi alarak sanat yolunu seçti.

  • Müze-i Hümayun Müdürlüğü
1881

İmparatorluk Müzesi’nin başına getirilerek Türkiye’de modern müzeciliğin temellerini attı.

  • Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Kuruluşu
1883

Türkiye’nin ilk güzel sanatlar akademisini kurdu.

  • Asar-ı Atika Nizamnamesi
1884

Tarihi eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan kanunu hazırlayarak yürürlüğe koydu.

  • Sayda (Sidon) Kazıları
1887

İskender Lahdi başta olmak üzere dünya çapındaki paha biçilemez eserleri gün yüzüne çıkardı.

  • İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin Açılışı
1891

Sayda kazılarından gelen eserleri sergilemek üzere inşa ettirdiği ana müze binası ziyarete açıldı.

Eserleri

mihrap

Mihrap (1901): Osmanlı mimarisi içinde sembolik bir kadın figürünü betimleyen eser.

 

arzuhalci

Arzuhalci: Dilekçe yazan bir arzuhalcinin günlük yaşamını yansıtan tablo.

 

osman hamdi bey kuran tilaveti d4fa96d4 872b 4b46 b434 580a66945bbb

Kur’an Okuyan Hoca: Kur’an okuyan bir hocayı tasvir eden oryantalist eser.

Osman Hamdi Bey Leylak Toplayan Kiz

Leylak Toplayan Kız: Leylak çiçekleri toplayan genç bir kızı konu alan tablo

 

osman hamdi bey feraceli kadinlar tablosu

Feraceli Kadınlar: Ferace giymiş kadınların gündelik yaşamını betimleyen eser.

images 1

İki Müzisyen Kız: Geleneksel kıyafetli iki genç müzisyeni tasvir eden tablo.

 

osman hamdi bey haremde tablosu

Haremden: Harem yaşamından bir iç mekân sahnesini yansıtan eser.

 

osman hamdi bey kahve ocagi tablosu

Kahve Ocağı: Osmanlı kahvehanesinde günlük yaşamı konu alan tablo.

sehzade turbesinde dervis

Şehzade Türbesinde Derviş: Türbede dua eden bir dervişi betimleyen eser.

beyaz entarilli kiz

Beyaz Entarili Kız: Beyaz entarili genç bir kadının portresini konu alan tablo.

Kültürel Mirasın Unutulmaz Bekçisi

Bugün arkeoloji bilimi Türkiye’de köklü bir geleneğe sahipse, bu bir ressamın toprağa, tarihe ve sanata duyduğu sarsılmaz inanç sayesindedir. Osman Hamdi Bey, Batı’nın müzelerine eser sağlayan bir coğrafyanın kaderini değiştirip, o coğrafyayı kendi müzelerini kuran bağımsız bir kültürel güce dönüştürmüştür.

Yazar Hakkında

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.

0/30 karakter