James Mellaart, Anadolu tarih öncesi arkeolojisinin gelişmesinde önemli rol oynayan, özellikle Çatalhöyük ve Hacılar kazılarıyla tanınan İngiliz arkeologdur. 14 Kasım 1925’te Londra’da doğan Mellaart, Anadolu’nun Neolitik ve Kalkolitik dönemleri üzerine yaptığı çalışmalarla 20. yüzyıl arkeolojisinin en etkili araştırmacılarından biri hâline gelmiştir. Bununla birlikte Dorak Hazinesi olayı, bazı belgelerin güvenilirliği ve ölümünden sonra ortaya çıkan sahtecilik iddiaları nedeniyle arkeoloji tarihinin en tartışmalı isimleri arasında da yer alır.
Mellaart’ın bilimsel mirası bu nedenle iki farklı yönüyle değerlendirilmelidir. Bir tarafta Hacılar ve Çatalhöyük gibi merkezleri dünya arkeoloji literatürüne taşıyan başarılı bir arazi arkeoloğu vardır. Diğer tarafta ise yeterli biçimde belgelenmemiş buluntular, kayıp olduğu öne sürülen hazineler ve özgünlüğü tartışmalı çizimler bulunmaktadır.
- James Mellaart Hakkında Kısa Bilgiler
- James Mellaart’ın Çocukluğu ve Eğitimi
- James Mellaart’ın Anadolu Arkeolojisine Katkıları
- Beycesultan Çalışmaları
- Hacılar Höyük Kazıları
- Çatalhöyük’ün Keşfi
- Çatalhöyük Neden Bu Kadar Önemlidir?
- Mellaart’ın Çatalhöyük Yorumları
- James Mellaart ve Dorak Hazinesi Olayı
- Mellaart Türkiye’den Sınır Dışı Edildi mi?
- James Mellaart’ın Akademik Yaşamı
- Mellaart’ın Çalışma Yöntemi
- Ölümünden Sonra Ortaya Çıkan Sahtecilik İddiaları
- Beyköy Yazıtları Tartışması
- James Mellaart Bir Sahtekâr mıydı?
- Mellaart’ın Bilimsel Mirası Nasıl Değerlendirilmelidir?
- James Mellaart’ın Arkeoloji Tarihindeki Yeri
- James Mellaart Neden Hâlâ Konuşuluyor?
- Sonuç: James Mellaart Kimdir?
- James Mellaart Hakkında Sık Sorulan Sorular
- Kaynakça
James Mellaart’ı anlamak yalnızca bir arkeoloğun yaşam öyküsünü öğrenmek değildir. Onun kariyeri aynı zamanda arkeolojide belgeleme, kanıt, bilimsel etik ve kazı bağlamının neden vazgeçilmez olduğunu gösteren önemli bir örnektir.

James Mellaart Hakkında Kısa Bilgiler
Tam adı: James Mellaart
Doğum tarihi: 14 Kasım 1925
Doğum yeri: Londra, İngiltere
Ölüm tarihi: 29 Temmuz 2012
Uzmanlık alanı: Anadolu tarih öncesi arkeolojisi
Öne çıkan çalışma alanları: Çatalhöyük, Hacılar, Beycesultan ve Batı Anadolu tarih öncesi kültürleri
En tanınmış eseri: Çatal Hüyük: A Neolithic Town in Anatolia
Bilimsel önemi: Anadolu Neolitiğinin dünya çapında tanınmasına katkı sağlaması
Başlıca tartışmalar: Dorak Hazinesi, Beyköy belgeleri ve bazı çizimlerin güvenilirliği
James Mellaart’ın Çocukluğu ve Eğitimi
James Mellaart, 1925 yılında Londra’da dünyaya geldi. Genç yaşlarından itibaren eski uygarlıklara, Doğu Akdeniz’e ve Anadolu arkeolojisine ilgi duydu. Üniversite eğitimini University College London’da Mısırbilim alanında aldı. Özellikle Tunç Çağı’nın sonlarında Doğu Akdeniz’de yaşanan siyasal hareketlilik ve Deniz Kavimleri üzerine çalışmaya ilgi gösterdi.
Öğrencilik yıllarında Kathleen Kenyon’un İngiltere’de yürüttüğü Sutton Walls kazılarında görev alması, Mellaart’ın arazi arkeolojisiyle erken dönemde tanışmasını sağladı. 1951’de üniversiteden mezun olduktan sonra Ankara’daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsü bünyesinde çalışmaya başladı. Bu dönem, onun kariyerinin Anadolu arkeolojisiyle kalıcı biçimde birleştiği aşama oldu.
Mellaart’ın Anadolu’ya yönelmesinde yalnızca akademik ilgisi değil, dönemin arkeolojik koşulları da etkiliydi. 20. yüzyılın ortalarında Anadolu’nun Paleolitik, Neolitik ve Kalkolitik dönemleri hakkında bilinenler oldukça sınırlıydı. Mezopotamya ve Levant’taki kazılar daha fazla tanınırken Anadolu çoğu zaman bu kültürlerin çevresinde kalan ikincil bir bölge olarak değerlendiriliyordu.
Mellaart’ın çalışmaları, Anadolu’nun tarımın, yerleşik yaşamın ve karmaşık sembolik sistemlerin gelişiminde bağımsız ve merkezi bir rol oynadığını göstermeye yardımcı oldu.
James Mellaart’ın Anadolu Arkeolojisine Katkıları
James Mellaart, Ankara’daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsüyle bağlantılı olarak Anadolu’nun farklı bölgelerinde araştırmalar yürüttü. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü kayıtlarına göre 1957-1961 yılları arasında kurumun yardımcı yöneticisi olarak görev yaptı. Bu süreçte özellikle Hacılar ve Çatalhöyük kazılarıyla tanındı.
Mellaart’ın Anadolu arkeolojisine yaptığı başlıca katkılar şunlardır:
- Anadolu Neolitiğinin uluslararası ölçekte tanınmasını sağlaması,
- Hacılar’daki boyalı çanak çömlek geleneğinin belgelenmesi,
- Çatalhöyük’teki yoğun yerleşim dokusunu ortaya çıkarması,
- Duvar resimleri, kabartmalar ve hayvan boynuzları gibi sembolik buluntuları gündeme taşıması,
- Anadolu ile Ege, Balkanlar ve Yakın Doğu arasındaki kültürel ilişkiler üzerine modeller geliştirmesi,
- Tarih öncesi Anadolu sanatını arkeolojik tartışmaların merkezine yerleştirmesi.
Ancak Mellaart’ın geniş tarihsel yorumlara olan ilgisi zaman zaman arkeolojik kanıtların sınırlarını aşmasına neden oldu. Bu durum özellikle Çatalhöyük’ün dini yaşamı, ana tanrıça kültü ve bazı tarihsel belgeler konusunda belirginleşti.
Beycesultan Çalışmaları
James Mellaart’ın Anadolu’daki ilk önemli çalışmalarından biri, Denizli yakınlarında bulunan Beycesultan kazılarıdır. Beycesultan kazıları Seton Lloyd ile birlikte yürütülmüş ve yerleşmenin Kalkolitik dönemden Tunç Çağı’na uzanan uzun kültürel gelişiminin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamıştır.
Mellaart özellikle Batı Anadolu çanak çömleğinin sınıflandırılması ve kronolojik açıdan değerlendirilmesi üzerinde çalıştı. Seramiklerin biçim, bezeme ve üretim özelliklerini karşılaştırarak Batı Anadolu’daki yerleşimler arasında kültürel bağlantılar kurmaya çalıştı.
Beycesultan araştırmaları, Mellaart’ın güçlü yönlerinden biri olan görsel hafızasını ve seramik sınıflandırma yeteneğini ortaya koydu. Bununla birlikte dönemin arkeolojik standartları günümüzdekinden farklıydı. Kazılarda kullanılan belgeleme, numune alma ve bilimsel analiz yöntemleri bugünkü kadar ayrıntılı değildi.
Hacılar Höyük Kazıları
James Mellaart’ın yönettiği ilk büyük kazılardan biri Burdur yakınlarındaki Hacılar Höyük kazısıdır. Hacılar, Neolitik ve Kalkolitik dönemlere ait yerleşim tabakalarıyla Anadolu tarih öncesi araştırmalarında önemli bir yere sahiptir.
Hacılar’da ortaya çıkarılan mimari kalıntılar, figürinler ve özellikle kırmızı boya üzerine geometrik bezemeler taşıyan çanak çömlekler büyük ilgi gördü. Mellaart, bu buluntular üzerinden Anadolu’daki erken çiftçi topluluklarının yalnızca ekonomik değil, sanatsal ve sembolik açıdan da gelişmiş olduğunu savundu.
Hacılar kazılarının sonuçları Mellaart tarafından iki cilt hâlinde yayımlandı. Bu yayınlar, Anadolu Neolitiği ve Kalkolitiği üzerine çalışan araştırmacılar için uzun yıllar temel başvuru kaynakları arasında yer aldı.
Hacılar’ın önemi yalnızca güzel çanak çömleklerinden kaynaklanmaz. Yerleşim, tarım ve hayvancılığa dayalı yaşamın Batı Anadolu’daki gelişimini, ev mimarisini ve toplulukların üretim alışkanlıklarını anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Çatalhöyük’ün Keşfi

James Mellaart’ın adını dünya çapında duyuran çalışma, Konya’nın Çumra ilçesi yakınlarında bulunan Çatalhöyük olmuştur.
Çatalhöyük, James Mellaart, David French ve Alan Hall’dan oluşan ekip tarafından Konya Ovası’ndaki araştırmalar sırasında fark edildi. Kazı projesinin resmî tarihçesine göre höyük, büyüklüğü ve yüzeyindeki yoğun arkeolojik malzemeyle araştırmacılar üzerinde güçlü bir etki bıraktı. Mellaart, eşi Arlette Mellaart’ın da önemli katkılarıyla yerleşmede kazı yapılması için hazırlıklara başladı.
Kazılar 1961 yılında başladı. İlk kazı sezonu yalnızca 39 gün sürmesine rağmen yaklaşık 40 ev ile çok sayıda figürin, seramik ve duvar resmi ortaya çıkarıldı. Mellaart’ın ekibi 1961, 1962, 1963 ve 1965 yıllarında olmak üzere dört kazı sezonu gerçekleştirdi.
Mellaart’ın çalışmaları sonucunda farklı yerleşim seviyelerinde yaklaşık 160 yapı açığa çıkarıldı. Kazılar büyük ölçüde Doğu Höyük’ün güneybatı bölümünde yoğunlaştı. Dönemin sınırlı teknik imkânlarına rağmen elde edilen sonuçlar, Yakın Doğu Neolitiği hakkındaki yerleşik düşünceleri önemli ölçüde değiştirdi.
Çatalhöyük Neden Bu Kadar Önemlidir?
Çatalhöyük, MÖ 8. binyılın sonlarından MÖ 6. binyılın ilk yarısına uzanan yerleşim süreciyle Neolitik dönemin en önemli merkezlerinden biridir. Yerleşmede bitişik düzende inşa edilmiş kerpiç evler bulunmaktadır. Evler arasında günümüz kentlerindeki gibi geniş sokaklar yoktur. Yapılara büyük ölçüde çatılardan girildiği düşünülmektedir.
Evlerin içerisinde ocaklar, fırınlar, depolama alanları ve yükseltilmiş platformlar yer alır. Ölülerin bir bölümünün ev tabanlarının altına gömülmesi, yaşam alanlarıyla atalar arasındaki ilişkinin güçlü olabileceğini düşündürmektedir.
Çatalhöyük’ü olağanüstü kılan unsurlar arasında şunlar bulunur:
- Yoğun ve bitişik yerleşim düzeni,
- Evlerin tabanı altına yapılan gömüler,
- Duvar resimleri,
- Alçı kabartmalar,
- Boğa boynuzu yerleştirmeleri,
- İnsan ve hayvan figürinleri,
- Obsidyen alet üretimi,
- Tarım, hayvancılık ve avcılığın birlikte sürdürülmesi,
- Ev içi üretim ve ritüel uygulamaların iç içe geçmesi.
UNESCO değerlendirmelerinde Çatalhöyük’teki sanatın ağırlıklı olarak ev içi bağlamlarda üretildiği, toplumun ise büyük ölçekli merkezi bir yönetim sisteminden çok görece eşitlikçi bir yapıya sahip olabileceği belirtilmektedir.
Çatalhöyük 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Böylece Mellaart’ın 20. yüzyıl ortalarında dünyaya tanıttığı yerleşme, insanlık tarihinin ortak kültürel miraslarından biri olarak tescillenmiştir.
Mellaart’ın Çatalhöyük Yorumları
James Mellaart, Çatalhöyük’te bulunan bazı yapıları “tapınak” veya “kutsal alan” olarak yorumladı. Duvar kabartmaları, boğa boynuzları, figürinler ve kadın tasvirleri üzerinden yerleşmede güçlü bir ana tanrıça inancı bulunduğunu ileri sürdü.
Bu yaklaşım özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda büyük ilgi gördü. Çatalhöyük, bazı popüler yayınlarda anaerkil bir toplumun veya tarih öncesi ana tanrıça dininin merkezi olarak sunuldu.
Ancak daha sonraki kazılar bu yorumları önemli ölçüde değiştirdi.
Ian Hodder yönetiminde 1993’ten itibaren yeniden başlatılan araştırmalar, Mellaart’ın “tapınak” olarak adlandırdığı yapıların aslında gündelik yaşamın sürdüğü evlerden kesin biçimde ayrılamayacağını gösterdi. Yeni yaklaşıma göre Çatalhöyük’te ritüel yaşam ile gündelik yaşam aynı mekânlarda gerçekleşmiş olabilir.
Kadın figürinlerinin tamamının tanrıçaları temsil ettiği görüşü de artık genel kabul görmemektedir. Figürinlerin atalar, yaşlılık, doğurganlık, kimlik, toplumsal hafıza veya farklı sembolik kavramlarla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.
Bu değişim, Mellaart’ın bütün yorumlarının yanlış olduğu anlamına gelmez. Ancak onun bazı sonuçlarının kazı verilerinden çok dönemin kültürel eğilimlerini ve geniş tarihsel modellerini yansıttığı kabul edilmektedir.
James Mellaart ve Dorak Hazinesi Olayı
James Mellaart’ın kariyerindeki en büyük tartışmalardan biri Dorak Hazinesi olayıdır.
Mellaart’ın anlatımına göre 1958 yılında İstanbul’dan İzmir’e giden bir trende Anna Papastrati adında genç bir kadınla tanıştı. Kadın, İzmir’deki evinde bulunduğu iddia edilen eski eserleri Mellaart’a gösterdi. Mellaart’ın fotoğraf çekmesine izin verilmediği, ancak eserlerin çizimlerini yaptığı öne sürüldü.
Söz konusu koleksiyonun altın ve gümüş kaplar, silahlar, takılar, heykelcikler ve Mısır etkili nesneler içerdiği iddia ediliyordu. Mellaart bu eserlerin Batı Anadolu’daki Yortan kültürüyle ilişkili olabileceğini düşündü.
1960’lı yıllarda yayımlanan çizimler büyük ilgi gördü. Fakat eserlerin bulunduğu yer, kazı bağlamı ve sahiplik geçmişi doğrulanamadı. Anna Papastrati’ye ulaşılamadı ve koleksiyon hiçbir müzede veya bilimsel araştırmada yeniden görülmedi.
Olayın basına yansımasının ardından Mellaart’ın kaçak kazı veya eser kaçakçılığıyla bağlantılı olabileceği yönünde şüpheler ortaya çıktı. Mellaart bu suçlamaları reddetti. Dorak Hazinesi’nin gerçekten var olup olmadığı ise hiçbir zaman kesin olarak kanıtlanamadı.
Bu nedenle Dorak Hazinesi hakkında bilimsel olarak kullanılabilecek en doğru ifade şudur:
Dorak Hazinesi, varlığı yalnızca James Mellaart’ın anlatımı ve çizimleri üzerinden bilinen, fiziksel eserleri ve arkeolojik bağlamı doğrulanamamış tartışmalı bir koleksiyondur.
Dorak olayı, Mellaart’ın Türkiye’de kazı yapma izni almasını zorlaştırdı ve Çatalhöyük çalışmalarının devam etmemesinde etkili oldu. Yerleşmede Mellaart dönemi kazıları 1965’ten sonra sona erdi ve geniş ölçekli araştırmalara ancak 1990’lı yıllarda yeniden başlanabildi.
Mellaart Türkiye’den Sınır Dışı Edildi mi?
James Mellaart hakkında sık tekrarlanan bilgilerden biri, onun Türkiye’den kesin olarak “sınır dışı edildiği” veya “ömür boyu yasaklandığı” iddiasıdır. Ancak konu daha dikkatli ifade edilmelidir.
Dorak tartışmasının ardından Mellaart’ın Türkiye’de yeni bir kazı izni alması mümkün olmadı. Buna rağmen Anadolu arkeolojisi üzerine akademik çalışmalarını ve yayınlarını sürdürdü. Dolayısıyla olayın sonucu, yalnızca fiziksel bir sınır dışı edilme meselesinden çok, Türkiye’de arazi araştırması ve kazı yürütme imkânını kaybetmesi şeklinde değerlendirilmelidir.
Bilimsel metinlerde “Dorak olayından sonra Türkiye’de kazı yapmasına izin verilmedi” ifadesini kullanmak, kesinliği tartışmalı daha dramatik anlatımlardan daha güvenlidir.
James Mellaart’ın Akademik Yaşamı
Mellaart, Türkiye’de kazı yapma imkânını kaybettikten sonra Londra Üniversitesi bünyesindeki Arkeoloji Enstitüsünde Anadolu arkeolojisi dersleri verdi. Çatalhöyük, Hacılar ve Anadolu tarih öncesi kültürleri üzerine çalışmalarını sürdürdü.
1967 yılında yayımlanan Çatal Hüyük: A Neolithic Town in Anatolia adlı kitabı, yerleşmeyi hem bilim dünyasına hem de geniş okuyucu kitlelerine tanıttı. Kitapta mimari kalıntılar, duvar resimleri, kabartmalar, figürinler ve günlük yaşam buluntuları ayrıntılı biçimde değerlendirildi. Çatalhöyük kazılarının ön raporları ise 1962-1966 yılları arasında Anatolian Studies dergisinde yayımlandı.
Mellaart’ın diğer önemli yayınları arasında şunlar yer alır:
- Earliest Civilizations of the Near East
- Çatal Hüyük: A Neolithic Town in Anatolia
- Excavations at Hacılar
- The Neolithic of the Near East
- The Chalcolithic and Early Bronze Ages in the Near East and Anatolia
- Beycesultan kazılarına ilişkin ortak yayınlar
Bu eserler, bazı yorumları günümüzde eleştirilse de Anadolu tarih öncesi araştırmalarının gelişiminde etkili olmuştur.
Mellaart’ın Çalışma Yöntemi
James Mellaart olağanüstü görsel hafızası, hızlı çizim yeteneği ve çok sayıda arkeolojik malzemeyi karşılaştırabilme becerisiyle tanınıyordu. Özellikle çanak çömlek tipolojileri arasındaki benzerlikleri fark etme konusunda yetenekliydi.
Bununla birlikte çalışma biçiminin sorunlu yönleri de bulunuyordu. Mellaart bazen farklı dönemlere ve bölgelere ait dağınık verileri büyük tarihsel anlatılar içerisinde birleştiriyordu. Bu geniş modeller ilgi çekici olmakla birlikte her zaman yeterli arkeolojik kanıta dayanmıyordu.
Onun araştırmalarında görülen başlıca yöntemsel sorunlar şunlardır:
- Buluntuların arkeolojik bağlamından çok görsel özelliklerine ağırlık verilmesi,
- Bazı nesnelerin yalnızca çizimlerle belgelenmesi,
- Doğrulanamayan tanıklıklara başvurulması,
- Varsayımların zaman zaman kesin sonuçlar gibi sunulması,
- Arkeolojik kanıtla tarihsel kurgu arasındaki sınırın bulanıklaşması.
Bu sorunlar, ölümünden sonra kişisel arşivinde bulunan bazı belgelerle daha ciddi bir boyut kazanmıştır.
Ölümünden Sonra Ortaya Çıkan Sahtecilik İddiaları
James Mellaart 29 Temmuz 2012’de, 86 yaşında hayatını kaybetti. Ölümünden birkaç yıl sonra Londra’daki çalışma odasında bulunan belgeler, onun bilimsel mirası hakkında yeni tartışmalar başlattı.
2018 yılında Mellaart’ın arşivini inceleyen araştırmacı Eberhard Zangger, Mellaart’ın bazı tarih öncesi duvar resmi taslaklarını ve Tunç Çağı’na ait olduğu ileri sürülen belgeleri kendisinin üretmiş olabileceğini açıkladı. İncelemelerde, daha önce eski eserlere ait kopyalar olarak sunulan bazı çizimlerin hazırlık taslaklarına benzeyen belgeler bulunduğu bildirildi.
Tartışmanın merkezinde özellikle şu belgeler yer aldı:
- Beyköy yazıtları,
- Batı Anadolu’ya ait olduğu ileri sürülen Luvice belgeler,
- Çatalhöyük duvar resimlerinin bazı rekonstrüksiyonları,
- Dorak Hazinesi çizimleri,
- Mellaart’ın yayımlanmamış tarihsel anlatıları.
Burada önemli bir bilimsel ayrım yapılmalıdır: Arşivde bulunan tartışmalı çizimler, Çatalhöyük’ün veya Mellaart’ın yönettiği bütün kazıların sahte olduğu anlamına gelmez.
Çatalhöyük gerçek bir arkeolojik yerleşmedir. Mellaart’ın açığa çıkardığı mimari tabakaların, gömülerin, seramiklerin ve çok sayıdaki buluntunun varlığı sonraki kazılarla doğrulanmıştır. Mellaart’ın kazılarında ele geçirilen eserlerin önemli bir bölümü Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde korunmaktadır.
Tartışma daha çok bazı çizimlerin, metinlerin ve geniş tarihsel yorumların ne ölçüde güvenilir olduğu üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Beyköy Yazıtları Tartışması
Mellaart’ın ölümünden sonra gündeme gelen en tartışmalı belgelerden biri Beyköy yazıtlarıdır. Bu belgelerin Batı Anadolu’da bulunduğu ileri sürülen Luvice hiyeroglif metinlerin kopyaları olduğu iddia edilmiştir.
Ancak özgün yazıtların günümüze ulaşmaması, belgelerin yalnızca çizimler ve kopyalar üzerinden bilinmesi ciddi bir doğrulama sorunu yaratmaktadır. Bazı araştırmacılar metinlerin Mellaart tarafından üretilmiş olabileceğini savunurken, bazıları içerdikleri dilbilimsel özelliklerin bütünüyle sahtecilikle açıklanamayacağını ileri sürmüştür.
Dolayısıyla Beyköy belgelerinin özgünlüğü hakkında tam bir görüş birliği bulunmadığı söylenebilir. Bununla birlikte arkeolojik bağlamı, orijinal taşı ve güvenilir kazı kaydı bulunmayan yazıtların tarihsel kanıt olarak kullanılmasında son derece dikkatli olunmalıdır.
Bir belgenin heyecan verici bir tarihsel anlatıya uyması, onun gerçekliğini kanıtlamaz. Arkeolojide doğrulama için malzemenin kaynağı, bulunduğu bağlam, üretim tekniği ve kesintisiz kayıt zinciri gereklidir.
James Mellaart Bir Sahtekâr mıydı?
Bu soruya yalnızca “evet” veya “hayır” şeklinde cevap vermek Mellaart’ın karmaşık bilimsel mirasını açıklamak için yeterli değildir.
Mellaart’ın Hacılar ve Çatalhöyük’te gerçekleştirdiği kazılar, Anadolu arkeolojisine gerçek ve kalıcı katkılar sağlamıştır. Çatalhöyük’ün dünya çapında tanınması ve Neolitik Anadolu’nun araştırma gündemine yerleşmesi büyük ölçüde onun çalışmalarına dayanır.
Buna karşılık Dorak Hazinesi gibi doğrulanamamış anlatılar ve ölümünden sonra bulunan tartışmalı belgeler, Mellaart’ın bazı çalışmalarına duyulan güveni ciddi biçimde zedelemiştir.
Bu nedenle daha dengeli değerlendirme şöyledir:
James Mellaart, gerçek ve son derece önemli arkeolojik keşifler yapmış; ancak bazı iddialarında kanıtları değiştirmiş, yeniden üretmiş veya kurgulamış olabileceğine ilişkin ciddi bulgular bulunan tartışmalı bir arkeologdur.
Onun bilimsel mirası bütünüyle reddedilmemeli, fakat her yayını ve her iddiası aynı derecede güvenilir kabul edilmemelidir.
Mellaart’ın Bilimsel Mirası Nasıl Değerlendirilmelidir?
James Mellaart’ın yaşamı, bir araştırmacının büyük keşifler yapmasının bilimsel denetimden bağımsız hareket edebileceği anlamına gelmediğini göstermektedir.
Bilimsel bir değerlendirmede Mellaart’ın çalışmaları üç gruba ayrılabilir:
Kazıyla Ortaya Çıkarılmış ve Doğrulanabilir Bulgular
Çatalhöyük ve Hacılar’ın mimarisi, stratigrafisi, seramikleri, gömüleri ve müzelerde korunan buluntuları bu gruptadır. Bunlar sonraki araştırmalarla karşılaştırılabilir ve yeniden değerlendirilebilir.
Yoruma Açık Arkeolojik Sonuçlar
Ana tanrıça kültü, tapınakların varlığı, toplumsal örgütlenme ve sembollerin anlamı gibi konular bu gruba girer. Bu görüşler sahtecilikten çok bilimsel yorum alanına aittir ve yeni verilerle değişebilir.
Fiziksel Kanıtı Bulunmayan İddialar
Dorak Hazinesi, bazı Beyköy belgeleri ve yalnızca çizimler üzerinden bilinen eserler bu gruptadır. Bunlar bağımsız biçimde doğrulanamadıkları için güvenilir tarihsel kanıt olarak kullanılmamalıdır.
Bu ayrım, Mellaart üzerine hazırlanacak akademik veya popüler yayınlarda mutlaka korunmalıdır.
James Mellaart’ın Arkeoloji Tarihindeki Yeri
James Mellaart, arkeoloji tarihinin hem en başarılı hem de en problemli araştırmacılarından biridir. Onun keşifleri Anadolu’nun tarih öncesi geçmişine yönelik ilgiyi artırmış, Çatalhöyük’ü dünya arkeolojisinin merkezlerinden biri hâline getirmiştir.
İngiliz Arkeoloji Enstitüsü de tartışmalara rağmen Mellaart’ı Çatalhöyük’ün keşfi ve Anadolu tarih öncesi araştırmalarına yaptığı katkılarla anmaktadır. Kurumun tarihçesinde Çatalhöyük kazılarının Neolitik toplumlara ilişkin düşünceleri değiştirdiği açıkça belirtilmektedir.
Bununla birlikte Mellaart’ın hikâyesi, karizmatik bir araştırmacının anlatılarının maddi kanıtların önüne geçmesi durumunda ortaya çıkabilecek sorunları göstermektedir.
Modern arkeoloji yalnızca etkileyici keşiflere değil, şu temel ilkelere dayanır:
- Buluntunun nerede ve hangi tabakada bulunduğunun belgelenmesi,
- Kazı kayıtlarının erişilebilir olması,
- Çizim ve fotoğrafların özgün malzemeyle karşılaştırılabilmesi,
- Bulguların farklı uzmanlar tarafından incelenmesi,
- Varsayımlarla kanıtlanmış sonuçların birbirinden ayrılması,
- Araştırmanın bağımsız biçimde tekrarlanabilir ve denetlenebilir olması.
Mellaart’ın kariyeri, bu ilkelerin neden gerekli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
James Mellaart Neden Hâlâ Konuşuluyor?
Mellaart bugün hâlâ konuşulmaktadır; çünkü yaşamı arkeolojinin en temel gerilimlerinden bazılarını aynı anda barındırır.
O, olağanüstü bir keşif yeteneğine sahipti. Anadolu’nun tarih öncesi zenginliğini fark etti, etkili yayınlar hazırladı ve Çatalhöyük’ü uluslararası bir araştırma konusu hâline getirdi.
Fakat aynı zamanda kanıtların sınırlarını zorlayan, doğrulanamayan hikâyeler anlatan ve bazı belgeleri kendi görüşlerini desteklemek amacıyla üretmiş olabileceğine ilişkin ciddi bulgular bulunan bir araştırmacıydı.
Bu nedenle Mellaart’ın yaşamı yalnızca geçmişte yaşanmış bir arkeoloji skandalı değildir. Yapay zekâyla üretilmiş görsellerin, sahte tarihsel belgelerin ve bağlamından koparılmış eserlerin hızla yayıldığı günümüzde, Mellaart vakası daha da güncel bir anlam taşımaktadır.
Bir iddianın ilgi çekici olması, doğru olduğu anlamına gelmez. Bir araştırmacının önemli keşifler yapmış olması da onun bütün görüşlerini tartışılmaz hâle getirmez.
Sonuç: James Mellaart Kimdir?
James Mellaart, Anadolu Neolitiği üzerine yaptığı çalışmalarla 20. yüzyıl arkeolojisini etkileyen İngiliz arkeologdur. Hacılar kazıları ve özellikle Çatalhöyük’te ortaya çıkardığı yerleşim dokusu, duvar resimleri, kabartmalar ve sembolik buluntular sayesinde Anadolu’nun tarih öncesi kültürleri dünya çapında tanınmıştır.
Ancak Dorak Hazinesi, Beyköy belgeleri ve ölümünden sonra kişisel arşivinde bulunan tartışmalı çizimler, Mellaart’ın bilimsel güvenilirliği üzerinde ağır bir gölge oluşturmuştur.
Mellaart ne yalnızca büyük bir kahraman ne de yaptığı bütün çalışmalar geçersiz sayılabilecek sıradan bir sahtekârdır. O, gerçek keşifleriyle arkeolojiyi değiştiren; fakat bazı iddialarında bilimsel kanıt ile kişisel kurgu arasındaki sınırı aşmış olabileceğine ilişkin ciddi işaretler bulunan karmaşık bir araştırmacıdır.
Onun yaşamından çıkarılabilecek en önemli ders şudur:
Arkeolojide bir eserin güzelliğinden, bir hikâyenin etkileyiciliğinden veya araştırmacının ününden daha önemli olan şey, buluntunun doğrulanabilir arkeolojik bağlamıdır.
James Mellaart Hakkında Sık Sorulan Sorular
James Mellaart hangi antik kenti buldu?
James Mellaart en çok Çatalhöyük’ün keşfi ve burada yürüttüğü kazılarla tanınır. Çatalhöyük bir antik kentten çok, Neolitik döneme ait yoğun ve büyük bir yerleşmedir.
James Mellaart Çatalhöyük’ü tek başına mı keşfetti?
Hayır. Çatalhöyük, James Mellaart’ın yanı sıra David French ve Alan Hall’un da yer aldığı araştırma ekibi tarafından fark edilmiştir. Kazıların planlanması ve yönetilmesinde ise Mellaart başlıca rolü üstlenmiştir.
Çatalhöyük kazıları ne zaman başladı?
James Mellaart yönetimindeki ilk sistemli kazılar 1961 yılında başladı. Kazılar 1961, 1962, 1963 ve 1965 sezonlarında gerçekleştirildi.
James Mellaart’ın Çatalhöyük buluntuları sahte mi?
Çatalhöyük ve yerleşmede açığa çıkarılan mimari kalıntıların büyük bölümü gerçektir. Sonraki kazılar da yerleşimin yapısını ve birçok buluntu türünü doğrulamıştır. Tartışmalar daha çok bazı çizimler, rekonstrüksiyonlar ve belgeler üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Dorak Hazinesi bulundu mu?
Dorak Hazinesi’nin fiziksel eserlerine hiçbir zaman ulaşılamamıştır. Hazine yalnızca Mellaart’ın anlatımı ve çizimleri üzerinden bilinmektedir. Bu nedenle varlığı doğrulanmış bir arkeolojik koleksiyon değildir.
James Mellaart neden tartışmalıdır?
Dorak Hazinesi’nin doğrulanamaması, bazı belgelerin arkeolojik bağlamının bulunmaması ve ölümünden sonra arşivinde sahtecilik şüphesi yaratan taslakların ortaya çıkarılması nedeniyle tartışmalıdır.
James Mellaart ne zaman öldü?
James Mellaart 29 Temmuz 2012 tarihinde İngiltere’de hayatını kaybetmiştir.
Çatalhöyük neden önemlidir?
Çatalhöyük, erken yerleşik yaşamı; ev mimarisini, ev içi gömüleri, sanat üretimini, ekonomik faaliyetleri ve toplumsal örgütlenmeyi birlikte incelemeye imkân veren en önemli Neolitik yerleşimlerden biridir.
Kaynakça
- Mellaart, J. 1962. “Excavations at Çatal Hüyük, First Preliminary Report, 1961.” Anatolian Studies 12.
- Mellaart, J. 1963. “Excavations at Çatal Hüyük, Second Preliminary Report, 1962.” Anatolian Studies 13.
- Mellaart, J. 1964. “Excavations at Çatal Hüyük, Third Preliminary Report, 1963.” Anatolian Studies 14.
- Mellaart, J. 1966. “Excavations at Çatal Hüyük, Fourth Preliminary Report, 1965.” Anatolian Studies 16.
- Mellaart, J. 1967. Çatal Hüyük: A Neolithic Town in Anatolia. London: Thames and Hudson.
- Mellaart, J. 1970. Excavations at Hacılar. Edinburgh University Press.
- Mellaart, J. 1975. The Neolithic of the Near East. London: Thames and Hudson.
- Watkins, T. 2015. “James Mellaart 1925–2012.” Biographical Memoirs of Fellows of the British Academy.
- UNESCO World Heritage Centre. Neolithic Site of Çatalhöyük Nomination and Evaluation Documents.
- British Institute at Ankara. Kurum tarihçesi ve Çatalhöyük araştırma kayıtları.
- Çatalhöyük Research Project. “History of the Excavations.”
- Zangger, E. 2018. “James Mellaart’s Fantasies.” Talanta: Proceedings of the Dutch Archaeological and Historical Society 50.
- Stissi, V. 2018. “What Is Drawn and Written Is Not Necessarily True: Contextualising Mellaart’s Fakes.” Talanta 50.
Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.