Klaus Schmidt: Tarihin Sıfır Noktası Göbeklitepe’yi Keşfeden Adam

İnsanoğlu önce tarımı buldu, yerleşik hayata geçti, köyler ve şehirler kurdu; ardından boş zamanı kalınca dini inançlar geliştirdi ve tapınaklar inşa etti. Ancak 1990’ların ortalarında, Türkiye’nin Şanlıurfa ilindeki tozlu bir tarlada bir Alman arkeolog, bu binlerce yıllık ezberi tek bir kazma darbesiyle yerle bir etti.

Google News Google News Flipboard Flipboard Sesli oku Yazıyı beğen Favorilere Ekle 0 Yorumlar
Daha fazla

İnsanlık tarihi boyunca ders kitaplarında bize hep aynı hikaye anlatıldı: İnsanoğlu önce tarımı buldu, yerleşik hayata geçti, köyler ve şehirler kurdu; ardından boş zamanı kalınca dini inançlar geliştirdi ve tapınaklar inşa etti. Ancak 1990’ların ortalarında, Türkiye’nin Şanlıurfa ilindeki tozlu bir tarlada bir Alman arkeolog, bu binlerce yıllık ezberi tek bir kazma darbesiyle yerle bir etti.

“Önce tapınak geldi, sonra şehir” diyerek avcı-toplayıcı atalarımız hakkındaki tüm bildiklerimizi değiştiren bu vizyoner bilim insanı, Prof. Dr. Klaus Schmidt‘ten başkası değildi. Göbeklitepe’yi karanlık toprağın altından çıkarıp dünya mirasına armağan eden Schmidt, modern arkeolojinin en büyük devrimcilerinden biri olarak tarihe geçti.

Arkeolojiye Adanmış Bir Hayat

11 Aralık 1953’te Almanya’nın Feuchtwangen kentinde dünyaya gelen Klaus Schmidt, klasik bir masa başı akademisyeni olmak yerine, ellerini toprağa bulamayı seçen bir saha insanıydı. Erlangen ve Heidelberg üniversitelerinde Prehistorya (Tarih Öncesi), Klasik Arkeoloji ve Jeoloji eğitimleri aldı. Onu Anadolu topraklarına çeken şey, medeniyetin köklerinin bu coğrafyada yattığına dair sarsılmaz inancıydı.

Kariyerinin ilk yıllarında hocası Harald Hauptmann ile birlikte Elazığ’daki Norşuntepe ve Şanlıurfa’daki Nevali Çori kazılarında çalıştı. Özellikle Nevali Çori kazıları, Schmidt’in hayatında bir dönüm noktası oldu. Burada MÖ 8. binyıla ait “T” biçimli dikilitaşlarla ilk kez karşılaştı. Sular altında kalacak olan bu yerleşim yerinden öğrendikleri, onu ileride insanlık tarihinin en büyük keşfine götürecek olan anahtardı.

1994 Yılı: Urfa’da Bir Tarlada Değişen İnsanlık Tarihi

Göbeklitepe aslında 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi’nin ortak yürüttüğü bir yüzey araştırmasında fark edilmişti. Ancak o dönemin arkeologları, yüzeydeki kireçtaşı bloklarını Bizans dönemine ait sıradan bir mezarlık kalıntısı sanarak bölgenin yanından geçip gitmişlerdi.

1994 yılına gelindiğinde Klaus Schmidt, bölgede kendi araştırmalarını yaparken bu “sıradan tepeyi” ziyaret etti. Yüzeydeki binlerce çakmaktaşı yongasını ve toprağın üzerine hafifçe çıkmış kireçtaşı bloklarının uçlarını gördüğü an, Nevali Çori’deki tecrübesi sayesinde bunun bir Bizans mezarlığı olmadığını anında fark etti. Bunlar, devasa “T” biçimli dikilitaşların üst kısımlarıydı. Schmidt o anı, “Burada kazı yapmazsam hayatımın en büyük hatasını yapacağımı biliyordum” sözleriyle anlatacaktı.

1995 yılında Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI) ortaklığıyla o tarihi kazılar başladı.

“Önce Tapınak Geldi, Sonra Şehir”: Tarım Devrimi Teorisinin Çöküşü

Kazılar ilerledikçe Klaus Schmidt ve ekibi, karşılaştıkları manzara karşısında dehşete düştüler. Karşılarında çanak çömleksiz Neolitik döneme (MÖ 10.000 – 8.000) ait, yani Mısır piramitlerinden 7 bin, İngiltere’deki Stonehenge’den 6 bin yıl daha eski devasa bir tapınak kompleksi duruyordu.

Schmidt’in Göbeklitepe’deki bulguları bilim dünyasına şu tokat gibi gerçekleri sundu:

  • Mühendislik Harikası: Henüz tekerleği icat etmemiş, metal aletleri olmayan avcı-toplayıcı insanlar, ağırlığı 10 ila 20 tonu bulan bu devasa taşları oymuş, taşımış ve kusursuz bir geometriyle yerleştirmişti.

  • Sembolik Dünyanın Derinliği: Sütunların üzerindeki aslan, yaban domuzu, tilki, turna ve yılan gibi üç boyutlu hayvan kabartmaları, atalarımızın sadece karın doyurmakla meşgul vahşiler olmadığını, kompleks bir inanç sistemine ve mitolojiye sahip olduklarını kanıtladı.

  • Dinin Toplumsal Gücü: Schmidt, avcı-toplayıcıların bu devasa tapınağı inşa etmek için kalabalık kitleler halinde bir araya gelmek zorunda kaldığını, onları doyurmak için de vahşi buğdayı evcilleştirerek tarıma geçtiklerini ileri sürdü. Yani tarım, şehirleri kurduğumuz için değil; tapınakları inşa eden işçileri doyurmak için icat edilmişti!

Göbeklitepe’nin Koruyucusu ve Erken Veda

Klaus Schmidt, Göbeklitepe’yi sadece kazan bir arkeolog değil, aynı zamanda onu koruyan bir şövalyeydi. Eşi Çiğdem Köksal-Schmidt ile birlikte yılın büyük bir bölümünü Şanlıurfa’da, toprak çatılı kerpiç bir evde geçirdi. Alanın üzeri kapanana kadar yaz sıcağında ve kış soğuğunda eserlerin zarar görmemesi için büyük bir mücadele verdi.

Ne yazık ki, insanlığın sıfır noktasını aydınlatan bu büyük bilim insanı, 2014 yılında Almanya’da geçirdiği bir kalp krizi sonucu henüz 61 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Hayatının 20 yılını verdiği Göbeklitepe’nin 2018’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdiğini göremedi.

Klaus Schmidt, Anadolu toprağına vurduğu kazmayla sadece kemikleri veya taşları değil, insan olmanın asıl anlamını yüzeye çıkardı. Göbeklitepe bugün dünyanın dört bir yanından milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyorsa, bu, Urfa’daki o tozlu tepede durup toprağın fısıltısını duymayı başaran o dahi Alman arkeoloğun vizyonu sayesindedir.

Yazar Hakkında

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.

0/30 karakter