Çatalhöyük denildiğinde birçok kişinin zihninde birbirine bitişik kerpiç evler, duvar resimleri, boğa boynuzları ve iri gövdeli kadın figürinleri canlanır. Özellikle “Ana Tanrıça” olarak tanınan kadın heykelcikleri, Çatalhöyük’ün kadınların egemen olduğu anaerkil bir toplum olabileceği düşüncesini uzun yıllar boyunca canlı tutmuştur.
Peki yaklaşık 9 bin yıl önce Konya Ovası’nda yaşayan Çatalhöyük topluluğu gerçekten kadınlar tarafından mı yönetiliyordu?
- Çatalhöyük Nerededir ve Neden Önemlidir?
- Anaerkil Toplum Ne Demektir?
- Ana Tanrıça Figürini Anaerkilliğin Kanıtı mı?
- Çatalhöyük’te Erkek İmgeleri de Güçlü müydü?
- İskeletler Kadın ve Erkek Eşitliği Hakkında Ne Söylüyor?
- Çatalhöyük’te Mezarlar Kadın ve Erkekler Arasında Farklı mıydı?
- Antik DNA Çatalhöyük Hakkında Neyi Değiştirdi?
- Antik DNA Çatalhöyük’ün Anaerkil Olduğunu Kanıtladı mı?
- Çatalhöyük’te Kadınlar Evlerin Sahibi Olabilir miydi?
- Çatalhöyük Eşitlikçi Bir Toplum muydu?
- Çatalhöyük’te Bir Kraliçe veya Kadın Yönetici Var mıydı?
- Neden Çatalhöyük’ü Anaerkil Olarak Görmek İstedik?
- Çatalhöyük Barışçıl Bir Toplum muydu?
- Çatalhöyük’te Kadınların Gerçek Konumu Neydi?
- Çatalhöyük Gerçekten Anaerkil miydi?
Günümüzde bu soruya doğrudan “evet” demek mümkün değildir. Bununla birlikte iskeletler, mezarlar, evlerin altına yapılan gömüler, figürinler ve antik DNA araştırmaları; Çatalhöyük’te kadınların toplumsal konumunun birçok tarihsel toplumdan farklı olduğunu göstermektedir. Özellikle anne soyuna dayalı akrabalık bağlarının belirginleşmesi, Çatalhöyük’ün toplumsal örgütlenmesinde kadınların merkezi bir yere sahip olabileceği ihtimalini güçlendirmiştir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Ana soylu bir toplum ile anaerkil bir toplum aynı şey değildir.
Çatalhöyük Nerededir ve Neden Önemlidir?

Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesi yakınlarında yer alan Neolitik ve Kalkolitik dönemlere ait büyük bir yerleşmedir. Doğu Höyük’te yaklaşık MÖ 7400-6200 yılları arasına tarihlenen 18 Neolitik yerleşim tabakası tespit edilmiştir. Batı Höyük ise yaklaşık MÖ 6200-5200 yılları arasındaki Kalkolitik yerleşimi temsil eder. UNESCO, yerleşimin yaklaşık iki bin yıl boyunca köylerden daha karmaşık ve yoğun bir yerleşim düzenine geçişi göstermesi nedeniyle Çatalhöyük’ü insanlık tarihi açısından temel alanlardan biri kabul etmektedir.
Yerleşimin en dikkat çekici özelliklerinden biri bildiğimiz anlamda sokakların bulunmamasıdır. Evler birbirlerine bitişik biçimde inşa edilmiş, yapılara büyük ölçüde çatılardan açılan girişlerle ulaşılmıştır. Benzer büyüklükteki evler, belirgin sarayların veya anıtsal yönetim yapılarının bulunmaması ve gündelik yaşamla ritüellerin aynı konutlarda gerçekleşmesi, Çatalhöyük’ün görece eşitlikçi bir toplumsal düzene sahip olduğu düşüncesini desteklemiştir.

Çatalhöyük’te Neolitik evlerin rekonstrüksiyonu. Beyaz sıvalı duvarlar, yükseltilmiş platformlar ve duvar resimleri; gündelik yaşam, ritüel ve ölü gömme uygulamalarının aynı yapı içerisinde birleştiğini göstermektedir. (Önemli not: Bu görsel özgün bir Neolitik duvarın yerinde korunmuş hâli değil, buluntulara dayanarak hazırlanmış bir rekonstrüksiyondur. )
Fakat eşitlikçi bir toplumun mutlaka anaerkil olması gerekmez. Bir yerleşimde kralların, sarayların veya açık bir yönetici sınıfın bulunmaması, iktidarın kadınların elinde olduğunu doğrudan göstermez.
Anaerkil Toplum Ne Demektir?
Anaerkillik, toplumdaki siyasi, ekonomik, dinsel veya ailevi otoritenin büyük ölçüde kadınların elinde bulunduğu düzeni ifade eder. Böyle bir toplumda karar alma mekanizmalarında kadınların belirleyici olması, mülkiyetin kadınlar tarafından kontrol edilmesi veya toplumsal makamların kadınlar üzerinden aktarılması beklenir.
Ana soyluluk ise farklı bir kavramdır. Ana soylu toplumlarda akrabalık, aile üyeliği, miras veya toplumsal kimlik annenin soy çizgisi üzerinden takip edilebilir. Ancak bu durum siyasi otoritenin mutlaka kadınların elinde bulunduğu anlamına gelmez.
Bir başka kavram olan ana yerleşimlilikte ise evlenen çiftin kadının ailesinin veya anne soyunun yaşadığı çevrede kalması söz konusudur.
Bu nedenle Çatalhöyük hakkında şu üç soru ayrı ayrı değerlendirilmelidir:
Çatalhöyük’te kadınlar erkeklerden daha mı güçlüydü?
Akrabalık ve ev üyeliği anne üzerinden mi kuruluyordu?
Kadınlar siyasi veya dinsel yönetimi ellerinde mi tutuyordu?
Arkeolojik veriler ikinci soruya giderek daha güçlü cevaplar verirken birinci ve üçüncü sorular hâlâ kesin olarak yanıtlanabilmiş değildir.
Ana Tanrıça Figürini Anaerkilliğin Kanıtı mı?
Çatalhöyük’ün anaerkil bir toplum olarak tanınmasında en etkili buluntu, iki yanında leopar veya büyük kediler bulunan oturmuş kadın figürinidir. James Mellaart’ın 1960’lı yıllarda gerçekleştirdiği kazılarda ortaya çıkarılan bu eser, doğum yapan veya doğurganlığı temsil eden güçlü bir tanrıça olarak yorumlanmıştır.

İki yırtıcı hayvan arasında oturan kadın figürini, Çatalhöyük, pişmiş toprak, MÖ 6. binyılın ilk yarısı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi. Uzun süre “Ana Tanrıça” olarak yorumlanan eserin başı ve bazı bölümleri modern tamamlamadır.
İri göğüsleri, geniş kalçaları ve otoriter oturuşu nedeniyle figürin; doğurganlığın, bereketin, yaşamın ve ölümün hâkimi olan bir “Ana Tanrıça” şeklinde tanımlanmıştır. Bu yorum zamanla Çatalhöyük’te tanrıça merkezli bir inanç sisteminin ve kadın egemenliğinin bulunduğu düşüncesine dönüşmüştür.
Ancak sonraki kazılar bu yorumu önemli ölçüde değiştirmiştir.
Çatalhöyük’te bulunan figürinlerin tamamına bakıldığında ayrıntılı kadın tasvirlerinin sanıldığı kadar yaygın olmadığı anlaşılmıştır. Çatalhöyük Araştırma Projesi’nin figürinler üzerine yaptığı değerlendirmelerde, cinsiyeti kesin biçimde kadın olarak belirlenebilen örneklerin toplam figürin topluluğunun yüzde 2’sinden daha azını oluşturabileceği belirtilmiştir. Buluntuların büyük bölümü hayvan biçimli, şematik, parçalanmış veya cinsiyeti belirsiz küçük nesnelerden oluşmaktadır.
Bu durum, Çatalhöyük’te kadın figürlerinin bulunmadığı anlamına gelmez. Fakat birkaç gösterişli kadın figürininden hareketle bütün toplumu tanrıça merkezli ve anaerkil olarak tanımlamanın bilimsel açıdan sorunlu olduğunu gösterir.
Oturan Kadın Figürini Gerçekten Bir Tanrıça mıydı?
Figürinin bir tanrıçayı temsil ettiği kesin olarak kanıtlanmış değildir. Eser doğurganlığı, yaşlılığı, besleyiciliği, bedensel gücü, toplumsal hafızayı veya belirli bir kadını temsil etmiş olabilir.
Figürinlerin bazılarının çöplüklerde, dolgularda veya gündelik yaşamla ilişkili alanlarda bulunması da her örneğin kutsal bir kült nesnesi olmadığını düşündürmektedir. Bazı heykelcikler ritüel amacıyla kullanılmış olabilirken bazıları oyuncak, eğitim aracı, tılsım, süs eşyası veya kişisel hatıra olarak değerlendirilmiş olabilir. Çatalhöyük Araştırma Projesi, figürinleri yalnızca “Ana Tanrıça” düşüncesi üzerinden açıklamanın buluntuların çeşitliliğini gözden kaçırdığına dikkat çekmektedir.
Bu nedenle ünlü oturan kadın figürini, kadın bedenine ve doğurganlığa verilen önemi gösterebilir; fakat tek başına kadınların toplumu yönettiğini kanıtlamaz.

Çatalhöyük’ten kadın figürinleri, Neolitik Dönem. Farklı biçimlerde betimlenen bu eserlerin tümünü kesin olarak “Ana Tanrıça” şeklinde tanımlamak mümkün değildir; figürinlerin işlevleri ve temsil ettikleri kimlikler tartışmalıdır.
Çatalhöyük’te Erkek İmgeleri de Güçlü müydü?
Çatalhöyük sanatında yalnızca kadın bedeni bulunmaz. Duvar resimlerinde av sahneleri, erkek olarak yorumlanan insan figürleri, erekte betimlenen erkekler, yaban öküzleri, geyikler ve boynuzlu hayvanlar da önemli bir yer tutar.
Özellikle av sahnelerindeki hareketli insan figürleri ile erkek hayvanların boynuzları, gücün yalnızca dişil imgeler üzerinden anlatılmadığını göstermektedir.

Çatalhöyük’te bulunan Neolitik geyik avı duvar resminden hareketle hazırlanmış rekonstrüksiyon. Büyük bir geyiğin çevresindeki hareketli insan figürleri, avcılığın yerleşimin sembolik dünyasındaki önemini göstermektedir.
Çatalhöyük figürin araştırmaları, eski çalışmalarda kadın imgelerine fazla önem verilirken erkeklik, avcılık ve hayvan gücüyle ilişkili tasvirlerin ikinci planda bırakıldığını vurgulamaktadır.
Dolayısıyla Çatalhöyük’ün sembolik dünyası yalnızca “Ana Tanrıça dini” şeklinde açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Kadın, erkek, hayvan, ölüm, doğum, avcılık ve atalarla ilgili çok katmanlı bir düşünce sistemi söz konusu olabilir.

Çatalhöyük’te bir ev platformuna yerleştirilen boğa boynuzları. Bucranium olarak adlandırılan sığır başı ve boynuz düzenlemeleri, yabani boğa imgesinin ev içi ritüellerde ve toplumsal hafızada önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
İskeletler Kadın ve Erkek Eşitliği Hakkında Ne Söylüyor?
Çatalhöyük’te bulunan insan iskeletleri, kadınların ve erkeklerin yaşam koşulları hakkında önemli bilgiler sağlamıştır.
Karbon ve azot izotopları üzerinden yapılan beslenme analizleri, kadınlar ile erkekler arasında belirgin ve sistematik bir beslenme farklılığı bulunmadığını göstermektedir. Başka bir ifadeyle erkeklerin sürekli olarak daha fazla et veya daha kaliteli gıda tükettiğini gösteren güçlü bir kanıt yoktur. Bu durum, yiyecek dağılımında cinsiyete dayalı keskin bir ayrıcalığın bulunmadığına işaret etmektedir.
İskeletlerdeki fiziksel faaliyet izleri de kadınların tamamen eve kapatıldığı, erkeklerin ise bütün ağır işleri yaptığı katı bir iş bölümünü desteklememektedir. Kadınlar ve erkekler farklı görevler üstlenmiş olabilir; ancak iki cinsiyetin de tarım, hayvancılık, malzeme taşıma, yapıların sıvanması ve yiyecek üretimi gibi emek yoğun işlere katılmış olması mümkündür.
Çatalhöyük halkının yaşamı zaman içinde kolaylaşmamış, aksine nüfus yoğunluğunun artmasıyla hastalık, iş yükü ve hareketlilik sorunları büyümüştür. İskelet çalışmaları, yerleşimin yaklaşık 12 yüzyıllık tarihi boyunca tarımsal üretimin, hayvan yetiştiriciliğinin ve kalabalık yaşamın insan bedeni üzerinde giderek artan bir baskı oluşturduğunu göstermektedir.
Buna rağmen erkeklerin kadınlardan sistematik biçimde daha iyi beslendiğini veya kadınların belirgin biçimde daha düşük bir toplumsal tabakaya ait olduğunu ortaya koyan güçlü kanıtlar bulunmamaktadır.
Çatalhöyük’te Mezarlar Kadın ve Erkekler Arasında Farklı mıydı?
Çatalhöyük’te ölüler çoğunlukla evlerin içindeki platformların altına gömülmüştür.

Çatalhöyük’te akbaba ve insan figürleriyle süslenmiş bir evin rekonstrüksiyonu. Zemindeki platform altında gösterilen gömü, yerleşimde gündelik yaşam alanları ile ölüm ve atalara ilişkin uygulamaların aynı mekânda birleşmesini temsil etmektedir.
Böylece ev, yalnızca yaşayanların barındığı bir mekân değil; ölülerin, ataların ve toplumsal hafızanın da korunduğu bir alan hâline gelmiştir.
Kadınların ve erkeklerin benzer alanlara gömülmesi, mezarların cinsiyete göre kesin biçimde ayrılmadığını göstermektedir. Mezarlarda kadınlara veya erkeklere ait olduğu açıkça anlaşılan büyük servet farklılıkları da belirgin değildir.
Bazı evlerin diğerlerinden daha fazla gömüye, duvar bezemesine veya ritüel unsura sahip olduğu görülür. Araştırmacılar uzun süre kullanılan, tekrar tekrar yenilenen ve çok sayıda gömü içeren bu yapıları “tarih evleri” olarak adlandırmıştır. Bu evlerin toplumsal hafıza ve atalarla kurulan bağ açısından özel bir işleve sahip olduğu düşünülmektedir.
Ancak bu farklılaşma doğrudan erkek veya kadın üstünlüğüne bağlanamaz. Çatalhöyük’te toplumsal statünün cinsiyetten çok yaş, ev üyeliği, atalarla bağlantı, beceri, ritüel bilgi veya belirli bir soy grubuna ait olma üzerinden kurulmuş olması mümkündür.

Çatalhöyük’te ev tabanı altındaki bir insan gömüsünün kazısı. Yerleşimde ölülerin, konutların içindeki yükseltilmiş platformların altına gömülmesi; ev, atalar ve toplumsal hafıza arasındaki güçlü ilişkiyi göstermektedir.
Antik DNA Çatalhöyük Hakkında Neyi Değiştirdi?
Çatalhöyük tartışmalarındaki en önemli gelişmelerden biri 2025 yılında yayımlanan geniş kapsamlı antik DNA araştırmasıdır. Araştırmada 35 evin içine gömülmüş 131 bireye ait paleogenomik veriler, arkeolojik bağlamlarla birlikte değerlendirilmiştir.

Çatalhöyük’te anne soyuna dayalı akrabalığın basitleştirilmiş gösterimi. Antik DNA araştırmaları, özellikle erken ve orta evrelerde aynı evlere gömülen bazı bireylerin kadın soy çizgileri üzerinden bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur.
Araştırmanın sonuçları, özellikle yerleşimin erken ve orta evrelerinde aynı evlere gömülen bazı kişilerin kadın soy çizgileri üzerinden birbirleriyle bağlantılı olduğunu göstermiştir. Aynı bina içindeki mitokondriyal DNA benzerliğinin farklı binalar arasındaki benzerlikten daha yüksek olması, ev topluluklarının kadınlar ve onların soyundan gelenler etrafında örgütlenmiş olabileceğini düşündürmektedir.
Mitokondriyal DNA büyük ölçüde anneden çocuklara aktarıldığı için bu sonuçlar, bazı Çatalhöyük evlerinde anne soyunun önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Araştırmada ayrıca kız çocuklarına ait bazı mezarların erkek çocuk mezarlarına kıyasla daha fazla veya daha çeşitli gömü armağanı içerebildiği yönünde bulgular elde edilmiştir. Bu durum, kadın soyunun ve kız çocuklarının toplumsal devamlılık açısından özel bir değer taşıdığı şeklinde yorumlanmıştır.
Bununla birlikte yerleşimin ilerleyen dönemlerinde genetik akrabalık bağlarının ev içindeki belirleyiciliğinin zayıfladığı görülmektedir. Bu değişim, Çatalhöyük’ün yaklaşık bin yılı aşan yaşamı boyunca tek ve değişmez bir aile düzenine sahip olmadığını göstermektedir.
Antik DNA Çatalhöyük’ün Anaerkil Olduğunu Kanıtladı mı?
Hayır. Antik DNA sonuçları Çatalhöyük’te ana soylu veya kadın merkezli akrabalık biçimlerinin varlığına dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Ancak genetik veriler, siyasi kararları kimin aldığını, dinsel törenleri kimin yönettiğini veya ekonomik kaynakların kimler tarafından kontrol edildiğini doğrudan göstermez.
Bir evde anne tarafından akraba kadınların ve onların çocuklarının gömülmesi, o evin kadın soyuna bağlı olduğunu düşündürebilir. Fakat evin en yetkili kişisinin kadın olduğunu kanıtlamaz.
Bu nedenle “Çatalhöyük anaerkildi” cümlesi bilimsel olarak fazla kesin kalmaktadır. Daha dikkatli ifade şu şekilde kurulabilir:
Çatalhöyük’te özellikle yerleşimin bazı dönemlerinde anne soyuna dayanan, kadınların aile ve ev sürekliliğinde merkezi rol oynadığı bir toplumsal örgütlenme bulunmuş olabilir.
2026 yılında yayımlanan değerlendirmeler de Çatalhöyük’teki akrabalık ve yerleşim düzeninin tek bir katı modele indirgenemeyeceğini; aile yapılarının zaman içinde değişen, esnek ve karmaşık ilişkilerden oluştuğunu vurgulamaktadır.
Çatalhöyük’te Kadınlar Evlerin Sahibi Olabilir miydi?
Arkeolojik veriler doğrudan mülkiyet belgeleri sunmadığı için evlerin kadınlara ait olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir. Neolitik dönemde modern anlamdaki tapu, özel mülkiyet veya miras sistemlerini varsaymak da yanıltıcı olabilir.
Bununla birlikte aynı evin tabanı altına kadın soyuyla bağlantılı bireylerin gömülmesi, ev kimliğinin kadınlar üzerinden devam etmiş olabileceğini düşündürmektedir. Kadınlar evde kalıyor, erkekler başka ev topluluklarından geliyorsa ana yerleşimli bir düzen ortaya çıkmış olabilir.
Bu modelde ev, anneden kıza geçen basit bir özel mülk olmak zorunda değildir. Yapı, kadın soyunun atalarını, çocuklarını, üretim faaliyetlerini ve toplumsal hafızasını bir arada tutan ortak bir merkez işlevi görmüş olabilir.
Yine de araştırmacılar Çatalhöyük’ün bütün dönemlerinde ve bütün evlerinde aynı sistemin uygulanmadığını belirtmektedir. Bazı bireyler biyolojik akraba olmadıkları hâlde aynı evin altına gömülmüştür. Bu da hane üyeliğinin yalnızca kan bağına değil; birlikte yaşama, evlat edinme, ortak emek, ritüel bağ veya sosyal yakınlık gibi unsurlara dayanmış olabileceğini gösterir.
Çatalhöyük Eşitlikçi Bir Toplum muydu?
Çatalhöyük’te belirgin sarayların, krallara ait mezarların, büyük tapınakların veya diğer evlerden kesin biçimde ayrılan yönetici konutlarının bulunmaması, yerleşimin görece eşitlikçi olduğu görüşünü desteklemektedir.
Evlerin ölçüleri tamamen aynı değildir; bazı yapılar daha çok gömüye, duvar resmine ve ritüel donanıma sahiptir. Buna rağmen farkların daha sonraki kent devletlerinde görülen saray, tapınak ve sıradan konut ayrımı kadar keskin olmadığı anlaşılmaktadır. UNESCO da yerleşimin benzer büyüklükteki konutlarını ve genel planını erken eşitlikçi topluluk ilkeleriyle ilişkilendirmektedir.
2024 yılında yayımlanan kapsamlı eşitsizlik araştırması, Çatalhöyük’te bazı evlerin diğerlerinden daha güçlü toplumsal ve sembolik kaynaklara sahip olabileceğini göstermiştir. Ancak bu farklılaşmanın katı bir sınıf sistemi veya kalıcı yönetici seçkinler yarattığı söylenemez. Toplumdaki eşitsizlik, büyük ölçüde evler, atalar ve sosyal ilişkiler üzerinden şekillenmiş olabilir.
Bu tablo, Çatalhöyük’ün tam anlamıyla eşit bir toplum olduğunu değil; servet, beslenme ve konut büyüklüğü bakımından büyük uçurumların henüz belirginleşmediği bir topluluk olduğunu düşündürmektedir.
Çatalhöyük’te Bir Kraliçe veya Kadın Yönetici Var mıydı?
Bugüne kadar Çatalhöyük’te kraliçeye, rahibeler sınıfına veya kadın hükümdarlara ait olduğu kesin olarak belirlenmiş bir mezar ya da yapı bulunmamıştır.
Ünlü kadın figürinlerini birer kraliçe portresi olarak yorumlamak da mümkün değildir. Figürinlerde isim, yazıt veya yönetim simgesi bulunmaz. Çatalhöyük yazının kullanılmadığı bir döneme aittir; bu nedenle yöneticilerin adlarını veya unvanlarını açıklayan belgeler yoktur.
Ayrıca yerleşimde merkezi bir yönetim binasının bulunmaması, yalnızca kadın yöneticileri değil, erkek hükümdarları da görünmez kılmaktadır. Belki de Çatalhöyük toplumu tek bir hükümdar tarafından yönetilmiyordu. Kararlar ev toplulukları, yaşlılar, ritüel uzmanları veya geçici görevler üstlenen kişiler tarafından alınmış olabilir.
Bu ihtimal, Çatalhöyük’ü “kadınlar mı yönetiyordu, erkekler mi?” ikiliğinin dışına taşımaktadır. Topluluk, otoritenin tek bir cinsiyette veya kişide toplanmadığı daha kolektif bir sistemle yönetilmiş olabilir.
Neden Çatalhöyük’ü Anaerkil Olarak Görmek İstedik?
Çatalhöyük’ün anaerkil bir toplum olarak yorumlanması yalnızca arkeolojik buluntularla ilgili değildir. Bu düşünce, modern dünyanın geçmişe yönelttiği sorularla da bağlantılıdır.
- ve 20. yüzyıllarda bazı araştırmacılar, ataerkil toplumlardan önce barışçıl ve tanrıça merkezli anaerkil toplulukların bulunduğunu ileri sürmüştür. Çatalhöyük’te keşfedilen iri kadın figürinleri, bu düşünce için güçlü bir görsel sembole dönüşmüştür.
Kadın bedeninin belirgin biçimde gösterildiği birkaç figürin, boğa boynuzları ve doğumla ilişkilendirilen imgeler bir araya getirilerek tanrıça tarafından korunan barışçıl bir kent tasviri oluşturulmuştur.
Fakat arkeoloji, geçmiş toplumları günümüzde arzu edilen modellerin kanıtı hâline getirmemelidir. Çatalhöyük’ü kesin biçimde anaerkil ilan etmek de onu tamamen ataerkil kabul etmek de mevcut kanıtların ötesine geçer.
Yeni araştırmaların gösterdiği tablo daha ilgi çekicidir: Çatalhöyük halkı, kadın ve erkek arasında daha sonraki birçok toplumda görülen keskin ekonomik ve besinsel eşitsizlikleri üretmemiş; evlerini, atalarını ve akrabalık ilişkilerini bazı dönemlerde kadın soyları çevresinde örgütlemiş olabilir.
Çatalhöyük Barışçıl Bir Toplum muydu?
Anaerkillik tartışması sık sık barışçıl toplum düşüncesiyle birlikte ele alınır. Çatalhöyük’te savaşçı kralların, surların veya kitlesel savaş sahnelerinin bulunmaması, yerleşimin uzun süre barış içinde yaşadığı izlenimini doğurmuştur.
Ancak yerleşimde kişiler arası şiddete işaret eden bazı kafatası yaralanmaları tespit edilmiştir. Kalabalık yaşam, hastalıklar, kaynak baskısı ve toplumsal gerilimler Çatalhöyük halkının hayatını zorlaştırmış olmalıdır. Bu nedenle yerleşimi tamamen şiddetsiz bir ütopya şeklinde sunmak doğru değildir.
Buna rağmen organize ordulara, fetih sahnelerine veya askerî bir yönetici sınıfa ilişkin belirgin kanıtların bulunmaması önemlidir. Çatalhöyük toplumunda şiddet yaşanmış olsa bile savaşın ve askerî gücün toplumsal düzenin temelini oluşturduğuna dair açık bir kanıt yoktur.
Çatalhöyük’te Kadınların Gerçek Konumu Neydi?
Eldeki kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde Çatalhöyük kadınları hakkında şu sonuçlara ulaşılabilir:
Kadınlar ve erkekler arasında beslenme açısından büyük ve sürekli bir eşitsizlik görülmemektedir.
Kadınların yalnızca ev içindeki pasif bireyler olduğunu gösteren güçlü kanıtlar yoktur.
Kadınlar erkeklerle benzer mezarlık alanlarına gömülmüş ve ölüm sonrasında tamamen farklı bir uygulamaya tabi tutulmamıştır.
Kadın bedeni ve doğurganlık sembolizmde önemli bir yere sahip olmasına rağmen sembolik dünya yalnızca kadın imgelerinden oluşmamıştır.
Bazı ev toplulukları anne soyuna bağlı kadınlar ve onların çocukları çevresinde örgütlenmiş olabilir.
Kız çocuklarının bazı dönemlerde erkek çocuklardan daha zengin gömü armağanlarıyla gömülmesi, kadın soyunun toplumsal devamlılık açısından önemini gösterebilir.
Buna karşılık kadınların siyasi yönetimi tek başlarına ellerinde tuttuğunu veya erkeklerin kadınlara bağlı ikincil bir sınıf oluşturduğunu gösteren kanıt bulunmamaktadır.
Çatalhöyük Gerçekten Anaerkil miydi?
Çatalhöyük’ün klasik anlamda anaerkil bir toplum olduğunu kesin biçimde söyleyemeyiz. Kadın yöneticilere, kadınların kontrol ettiği merkezi kurumlara veya yalnızca kadınlara ait belirgin bir iktidar sınıfına ilişkin doğrudan kanıt bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Çatalhöyük’ü ataerkil bir toplum olarak tanımlamak da aynı ölçüde sorunludur. Erkeklerin daha iyi beslendiğini, daha zengin gömüldüğünü veya bütün toplumsal otoriteyi ellerinde tuttuğunu gösteren açık bir veri yoktur.
Antik DNA araştırmaları, özellikle erken ve orta dönem Çatalhöyük evlerinde anne soyunun önemli olduğunu göstermiştir. Bu nedenle yerleşimin en azından belirli evrelerinde ana soylu, kısmen ana yerleşimli ve görece cinsiyet eşitlikçi bir toplumsal yapıdan söz etmek mümkündür.
Çatalhöyük’ün asıl önemi, geçmişte kusursuz bir kadınlar ülkesi kurmuş olmasından kaynaklanmaz. Yerleşim, insan toplumlarının zorunlu olarak erkek egemen, sınıflı ve merkezi yönetimli biçimde gelişmediğini göstermesi bakımından değerlidir.
Yaklaşık 9 bin yıl önce Çatalhöyük’te yaşayan insanlar, evlerini ölüleriyle paylaşmış, toplumsal hafızalarını yapıların tabanlarında korumuş ve aile bağlarını bazı dönemlerde kadın soyları üzerinden sürdürmüş olabilirler. Bu toplum ne modern anlamda bir demokrasi ne de kanıtlanmış bir anaerkillikti. Ancak kadınların toplumsal sürekliliğin merkezinde bulunduğu, otoritenin keskin biçimde tek bir cinsiyette toplanmadığı ve ev topluluklarının büyük önem taşıdığı farklı bir yaşam modelini temsil ediyordu.
Dolayısıyla “Çatalhöyük gerçekten anaerkil miydi?” sorusuna verilebilecek en doğru cevap şudur:
Çatalhöyük’ün kadınlar tarafından yönetilen kesin bir anaerkil toplum olduğu kanıtlanmamıştır. Ancak anne soyunun önemli olduğu, kadınların erkeklerden daha düşük bir konuma yerleştirilmediği ve toplumsal örgütlenmenin bazı dönemlerde kadın merkezli akrabalık bağları üzerinden kurulduğu yönünde güçlü kanıtlar bulunmaktadır.
Bir Cevap Yaz
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.